İş ilişkisinde en sık tartışılan konulardan biri, işverenin işçiyi kendi isteği dışında yıllık izne çıkarıp çıkaramayacağıdır. Özellikle işlerin yavaşladığı dönemlerde, bayram öncesi ve sonrası, yaz aylarında veya işyerinin geçici olarak kapatıldığı süreçlerde işverenler sıkça “şu tarihlerde toplu izin yapıyoruz” ya da “bu hafta yıllık izne çıkacaksın” şeklinde bildirimde bulunur. İşçi ise çoğu zaman buna mecbur olup olmadığını, kabul etmezse işten çıkarılıp çıkarılmayacağını veya bu sürenin ileride ücret alacağına dönüşüp dönüşmeyeceğini merak eder.
Sorun sadece izin tarihinin belirlenmesi değildir. Asıl risk, yıllık izin ile ücretsiz iznin, mazeret izninin ve fiili çalışılmayan günlerin birbirine karıştırılmasıdır. Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, işverenin ekonomik durgunluk döneminde çalışanı “izinli” gösterdiğini ama aslında usulüne uygun yıllık izin kullandırmadığını görüyoruz. Uygulamada görüyoruz ki yıllık iznin dayanağı, zamanı ve kayıt şekli doğru kurulmadığında işçi lehine ciddi yıllık izin ücreti alacakları ve buna bağlı uyuşmazlıklar doğabiliyor.
Çözüm, işverenin yönetim hakkı ile işçinin dinlenme hakkı arasındaki sınırı doğru çizmektir. 4857 sayılı İş Kanunu, Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, işverenin belli ölçüde yönlendirme yetkisi olduğu; fakat bu yetkinin mutlak olmadığı açıkça görülür. İstanbul avukat veya İstanbul iş hukuku avukatı desteğiyle bu sınır doğru tespit edildiğinde, hem işçi hem işveren gereksiz hak kayıplarından korunabilir.
Evet, işveren yıllık iznin kullanılacağı zamanı belirleyebilir.
4857 sayılı İş Kanunu m. 53, işçinin yıllık ücretli izne hak kazanma koşullarını düzenler. İşçi, deneme süresi dahil en az bir yıl çalıştığında yıllık ücretli izin hakkı doğar. Bu hak doğduktan sonra iznin ne zaman kullanılacağı meselesi gündeme gelir. Tam bu noktada Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği devreye girer.
Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m. 5 uyarınca işveren veya işveren vekili, işyerinde yürütülen işlerin nitelik ve özelliklerine göre yıllık ücretli izinlerin her yılın belli bir döneminde verileceğini tayin edebilir ve bunu işyerinde ilan edebilir. Aynı Yönetmelik m. 8’de, işçinin yıllık izin isteminde bulunacağı; ancak işverenin veya izin kurulunun işçinin istediği tarihle bağlı olmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu, işverenin izin zamanlamasında yönetim hakkına sahip olduğunu gösterir.
Yargıtay 9. HD, 2014/27000 E., 2016/2328 K. sayılı kararında da, yıllık izin kullanılacağı zamanı belirlemenin işverenin yönetim hakkı kapsamında kaldığını kabul etmiştir. Bu kararın önemi büyüktür. Çünkü işçi yıllık izne hak kazandıktan sonra, işveren işin akışını, personel planlamasını ve işletme ihtiyaçlarını gözeterek izin takvimini belirleyebilir. Ancak bu yetkinin dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerekir.
Dolayısıyla “işveren hiçbir şekilde beni yıllık izne çıkaramaz” demek doğru değildir. Ama “işveren dilediği zaman, dilediği kişiye, dilediği şekilde izin dayatabilir” demek de aynı ölçüde hatalıdır.
Hayır, işveren henüz hak edilmeyen yıllık izni kural olarak zorla kullandıramaz.
Yıllık izin hakkının doğması için işçinin en az bir yıl çalışmış olması gerekir. İş Kanunu m. 53 bu konuda açıktır. Henüz bir yıllık kıdemi dolmayan işçiye, kural olarak “gelecek yılın yıllık izninden düşülmek üzere” tek taraflı şekilde yıllık izin kullandırılması hukuken tartışmalıdır. Çünkü henüz doğmamış bir hakkın işçiye zorla kullandırılması, yıllık izin mantığıyla bağdaşmaz.
Ancak burada önemli bir istisna vardır. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m. 10 uyarınca işveren, Nisan ayı başı ile Ekim ayı sonu arasındaki süre içinde işçilerin tümünü veya bir kısmını kapsayan toplu izin uygulayabilir. Aynı maddenin devamında, toplu izin dönemlerinin henüz yıllık ücretli izin hakkını kazanmayan işçileri de kapsayacak şekilde belirlenebileceği ifade edilmiştir. Bu nedenle toplu izin uygulamasında, kıdemi henüz dolmamış işçilerin de bu döneme dahil edilmesi mümkündür.
Ne var ki bu istisna, her durumda sınırsız bir serbesti vermez. İşverenin toplu izin mekanizmasını gerçekten Yönetmelik çerçevesinde kurması, ilan etmesi ve kayıt altına alması gerekir. Aksi halde sırf işlerin azaldığı bir dönemde işçileri eve gönderip bunu sonradan “yıllık izin” gibi göstermesi hukuken sorun yaratır. İstanbul iş hukuku avukatı desteğiyle bakıldığında, uygulamada en çok uyuşmazlık yaratan noktanın da bu ayrım olduğu görülür.
Evet, toplu izin uygulanabilir; ama bunun da açık kuralları vardır.
Toplu izin, bireysel izin dayatmasından farklı bir kurumdur. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m. 10 ve m. 11 toplu iznin nasıl uygulanacağını düzenler. İşveren, Nisan başı ile Ekim sonu arasındaki dönemde işçilerin tümüne veya bir bölümüne toplu izin kullandırabilir. İzin kurulu veya ilgili görevli kişi, kimlerin hangi tarihte izne çıkacağını ve izin bitiş tarihlerini gösteren çizelgeyi hazırlayıp ilan etmelidir.
Yönetmelik m. 11’e göre ise işyerinin korunması, makine ve ekipmanın bakımı, temizliği veya güvenliği gibi zorunlu nedenlerle yeter sayıda işçi toplu izin dışında tutulabilir. Bu da gösteriyor ki toplu izin, keyfi değil planlı bir uygulamadır. Toplu izin varsa bunun başlangıç-bitiş tarihi, kimleri kapsadığı ve hangi hukuki zemine dayandığı net olmalıdır.
Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, işverenlerin “işler yok, bu hafta herkes yıllık izinde sayılacak” diyerek sözlü bildirimle hareket ettiğini görüyoruz. Uygulamada görüyoruz ki bu yaklaşım, özellikle sonradan izin ücreti davasında işveren aleyhine ciddi sorun yaratıyor. Çünkü toplu iznin varlığı kadar, usulüne uygun uygulanıp uygulanmadığı da önemlidir.
Yargıtay 9. HD, 2014/27000 E., 2016/2328 K. kararındaki yaklaşım da bu çerçevede okunmalıdır: İşveren izin zamanını belirleyebilir; fakat bunu işverenin yönetim hakkı ile dürüstlük kuralı sınırında yapmalıdır. İstanbul avukat desteğiyle yapılan değerlendirmelerde, toplu iznin gerçekten Yönetmelik m. 10 anlamında bir toplu izin olup olmadığı ayrıca incelenir.
Hayır, yıllık izin ücretsiz izin yerine kullanılamaz ve işçiyi cezalandırma aracı olamaz.
Yıllık izin, işçinin dinlenme hakkıdır. İş Kanunu m. 53’te yıllık izin hakkından vazgeçilemeyeceği kabul edilir. İş Kanunu m. 56 ise yıllık ücretli iznin işveren tarafından bölünemeyeceğini, kayıt altına alınması gerektiğini ve bildirim süreleriyle iç içe geçirilemeyeceğini düzenler. Bu sistematik, yıllık iznin işçiyi pasifize eden bir araç değil, gerçekten dinlenmesini sağlayan bir hak olduğunu gösterir.
Bu yüzden işveren, işçiyi cezalandırmak amacıyla “madem itiraz ettin, seni yıllık izne çıkarıyorum” diyemez. Aynı şekilde sipariş düşüklüğü, ekonomik daralma veya üretim azalması sebebiyle fiilen iş veremediği dönemi her zaman yıllık izin gibi sayamaz. Böyle bir durumda ücretsiz izin, kısa çalışma benzeri mekanizmalar veya başka hukuki yollar ayrı ayrı değerlendirilmelidir; yıllık izin bunların yerine otomatik ikame edilemez.
Yargıtay 9. HD, 2019/1172 E., 2019/4261 K. sayılı kararında, işçinin devamsızlık veya benzeri nedenlerle fiilen çalışmadığı günlerin yıllık izinden düşülmesinin hukuka aykırı olduğu kabul edilmiştir. Bu kararın mantığı, yıllık iznin işverenin dilediği şekilde mahsup edebileceği serbest bir hesap kalemi olmadığını gösterir. Yani işçi gelmedi, o halde bunu yıllık izninden düşelim yaklaşımı doğru değildir.
Uygulamada görüyoruz ki yıllık izin ile mazeret izni, hastalık raporu, ücretsiz izin veya fiili iş durması birbirine karıştırıldığında uyuşmazlık kaçınılmaz hale gelir. İstanbul iş hukuku avukatı desteği bu ayrımların doğru yapılması bakımından önemlidir.
Evet, işçi itiraz edebilir; ama itirazın yöntemi önemlidir.
İşverenin belirlediği yıllık izin tarihine işçi her zaman istediği gibi uymama serbestisine sahip değildir. Eğer işveren, işçi yıllık izne hak kazanmışken ve Yönetmelik çerçevesinde makul bir planlama yapmışsa, işçinin salt kendi tercihi nedeniyle izne çıkmamakta ısrar etmesi ayrı bir disiplin ve iş ilişkisi sorunu yaratabilir. Bu nedenle “ben istemiyorum” demek tek başına her zaman yeterli savunma olmayabilir.
Ancak işçi şu durumlarda itirazını daha güçlü kurabilir: Henüz yıllık izin hakkı doğmamışsa, kullandırılan süre gerçekte ücretsiz izin gibi uygulanıyorsa, kayıtlar çelişkiliyse, izin formu imzalatılmamışsa, işveren toplu izin kurallarına uymamışsa veya işçinin fiilen çalıştığı günler sonradan izin gibi gösteriliyorsa. Böyle durumlarda işçi yazılı itiraz, ihtar, bordro şerhi veya dava sürecinde delil sunumu yoluyla hakkını koruyabilir.
Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, işçiler sözlü itiraz etmekle yetiniyor; işveren ise sistemde herkesi izinli göstermiş oluyor. Uygulamada görüyoruz ki yazılı kayıt bırakmayan işçi sonradan ispat güçlüğü yaşayabiliyor. Bu nedenle özellikle toplu izin veya zorunlu izin tartışmalarında yazılı süreç yönetimi çok önemlidir.
İstanbul avukat desteğiyle hazırlanacak bir yol haritası, işçinin hangi durumda itiraz etmesi gerektiğini, hangi durumda ise izne çıkıp hakkını sonradan talep etmesinin daha güvenli olacağını belirlemeye yardımcı olur.
Evet, işverenin izin kaydı tutması zorunludur ve dava sonucunu doğrudan etkiler.
İş Kanunu m. 56 ve Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m. 20 uyarınca işveren, işçilerin izin durumlarını gösteren yıllık izin kayıt belgesini tutmak zorundadır. Bu kayıt, klasik izin defteri, izin formu, kartoteks veya güvenilir elektronik sistem olabilir. Ancak önemli olan, yıllık iznin hangi tarihlerde ve hangi hukuki zeminde kullandırıldığının açıkça görülebilmesidir.
Yargıtay 9. HD, 2015/8370 E., 2017/4760 K. sayılı kararında, yıllık izinle ilgili uyuşmazlıklarda işveren kayıtlarının ve imzalı belgelerin önemini vurgulayan bir yaklaşım benimsemiştir. Benzer şekilde yıllık izin alacağının fesihle birlikte ücrete dönüşeceği yönünde Yargıtay 9. HD, 2007/30158 E., 2008/28418 K. kararı da uygulamada sıkça atıf alan kararlardandır. Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, işverenin bugün düzgün kaydetmediği bir izin döneminin yarın yıllık izin ücreti alacağına dönüşebileceği görülür.
Bu nedenle işveren açısından en güvenli yöntem şudur: İzin talebini veya toplu izin duyurusunu yazılı hale getirmek, işçinin hak ettiği izin gününü doğru hesaplamak, iznin başlangıç ve bitiş tarihini açıkça göstermek ve tüm kayıtları bordro-puantaj sistemiyle uyumlu tutmak. Aksi halde yıllar sonra açılan bir davada işverenin “kullandırdım” savunması zayıf kalabilir.
Evet, doğru uygulama için işverenin ve işçinin dikkat etmesi gereken pratik adımlar vardır.
İş hukukunda yıllık izin uyuşmazlıkları çoğu zaman yanlış planlama ve eksik kayıt yüzünden çıkar. Oysa birkaç temel kurala dikkat edilirse sorunların büyük kısmı en başta önlenebilir.
- İşçi önce yıllık izne hak kazanıp kazanmadığını kontrol etmelidir.
- İşveren, izin tarihini belirlerken işin gerekliliklerini ve dürüstlük kuralını gözetmelidir.
- Toplu izin uygulanacaksa Yönetmelik m. 10’a uygun çizelge ve ilan sistemi kurulmalıdır.
- Yıllık izin, ücretsiz izin veya mazeret izni yerine keyfi mahsup aracı olarak kullanılmamalıdır.
- İzinlerin tamamı yazılı belge veya güvenilir elektronik kayıtla saklanmalıdır.
Uygulamada görüyoruz ki en büyük hata, yıllık izin meselesini sadece insan kaynakları iç işlemi gibi görmektir. Oysa bu konu doğrudan ücret alacağı, fesih, ispat ve dava riski doğuran bir iş hukuku alanıdır. İstanbul avukat veya İstanbul iş hukuku avukatı desteğiyle yapılan ön inceleme, özellikle şirketler bakımından gelecekteki uyuşmazlıkları ciddi ölçüde azaltabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
İşveren benim istediğim tarihte değil de başka tarihte yıllık izin kullandırabilir mi?
Evet, kullandırabilir. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’ne göre işçi izin talebinde bulunur; ancak işveren işçinin seçtiği tarihle mutlak olarak bağlı değildir. İşin gereklerine, personel planlamasına ve işletme düzenine göre farklı bir tarih belirlenebilir. Ancak bu yetki kötüye kullanılamaz ve işçinin dinlenme hakkını anlamsız hale getirecek biçimde uygulanamaz. Özellikle İstanbul iş hukuku avukatı desteğiyle bakıldığında, belirleyici olan şeyin keyfilik değil makul planlama olduğu görülür.
Henüz 1 yılım dolmadıysa işveren beni yıllık izne çıkarabilir mi?
Kural olarak hayır. İş Kanunu m. 53 gereğince yıllık izin hakkı en az bir yıllık çalışma ile doğar. Ancak Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m. 10 kapsamında usulüne uygun toplu izin uygulanıyorsa, henüz hak kazanmamış işçiler de toplu izne dahil edilebilir. Bu nedenle bireysel zorlamayla toplu izin istisnasını ayırmak gerekir. Her olayda uygulamanın gerçekten toplu izin şartlarını taşıyıp taşımadığı dikkatle incelenmelidir.
İşveren işlerin az olduğunu söyleyip beni yıllık izinden düşebilir mi?
Her zaman hayır. İşlerin azalması tek başına işverene istediği dönemi yıllık izinden düşme serbestisi vermez. Eğer işçi yıllık izne hak kazanmışsa ve izin gerçekten usulüne uygun kullandırılıyorsa bu mümkündür. Ama fiilen ücretsiz izin, bekleme süresi veya çalışma verilmeyen günler sonradan yıllık izne çevriliyorsa uyuşmazlık doğar. Yargıtay 9. HD, 2019/1172 E., 2019/4261 K. sayılı kararının mantığı da, çalışılmayan her günün keyfi biçimde yıllık izne mahsup edilemeyeceğini destekler.
Yıllık izne zorlandım ama hiçbir form imzalamadım, sonra dava açabilir miyim?
Evet, şartları varsa açabilirsiniz. İzin kullandırıldığını ispat yükü çoğu zaman işverendedir. İşverenin imzalı izin formu, izin defteri veya güvenilir elektronik kayıt sunamaması halinde işçi kullanılmayan izin ücretini talep edebilir. Elbette her dosyada bordro, puantaj, e-posta ve diğer kayıtlar birlikte değerlendirilir. Bu nedenle yalnızca form imzalanmaması otomatik kazanım sağlamaz; fakat işverenin ispatını zorlaştırır.
Bu konuda İstanbul iş hukuku avukatı ile çalışmak neden önemli olabilir?
Çünkü yıllık izin tartışmaları çoğu zaman yalnızca izin tarihinden ibaret değildir; ücret alacağı, fesih, ispat yükü, toplu izin şartları ve bordro kayıtları aynı dosyada birleşir. İstanbul avukat veya İstanbul iş hukuku avukatı desteğiyle işverenin yönetim hakkının sınırı, işçinin itiraz imkanları, kullanılmayan izinlerin hesaplanması ve dava stratejisi teknik olarak daha doğru belirlenebilir. Özellikle kayıtların çelişkili olduğu dosyalarda profesyonel değerlendirme büyük fark yaratır.
Bu konuda hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin.
Leave A Comment