Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu (TCK 109): Cezası ve Yargıtay Kararları 2026

//Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu (TCK 109): Cezası ve Yargıtay Kararları 2026

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu (TCK 109): Cezası ve Yargıtay Kararları 2026

Kısa Cevap: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, TCK 109’da düzenlenen ve bir kimseyi hukuka aykırı şekilde bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmayı cezalandıran suçtur. Temel hâlinde ceza 1 yıldan 5 yıla kadar hapistir; cebir, tehdit veya hile kullanılırsa 2 yıldan 7 yıla kadar hapis öngörülür. Silahla, birden fazla kişi tarafından, eşe, çocuğa ya da kendini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi hâlinde ceza bir kat artırılır; cinsel amaçla işlenmesinde ise yarı oranında artırım uygulanır. Suç uzlaşma kapsamı dışındadır ve re’sen soruşturulur.

Yazan: Av. Arı | İstanbul Barosu | Bu makale hukuki bilgilendirme amaçlıdır, danışmanlık yerine geçmez.

Bir kişinin bir odaya kilitlenmesi, borç ödemediği için iş yerinde alıkonulması, ayrılmak isteyen eşin kapının dışarıdan kapatılması ya da reşit olmayan bir çocuğun ailesinden alınarak bir başkasının yanında tutulması… Bu olayların tamamı hukuk dilinde aynı başlık altında toplanır: kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu. İstanbul gibi büyük kentlerde büromuza ulaşan dosyalarda en sık gördüğümüz yanılgı, olayın “birkaç saatlik münakaşa” sanılarak şikâyet edilmemesi ya da failin “yanında kalması için rızası vardı” savunmasına güvenmesidir. Oysa yargısal uygulamada kısa süreli alıkoymalar dahi bu suçu oluşturabilir ve reşit olmayan bir kişinin rızası hukuken geçerli bir rıza sayılmaz.

Sorun genellikle olay anında fark edilmiyor; mağdur özgürlüğüne kavuştuğunda “sonuçta kurtuldum” deyip süre geçiriyor, fail ise bir sonraki olayda aynı yöntemi kullanacak cesareti buluyor. Üstelik bu suç uzlaştırma kapsamı dışında olduğundan “anlaştık, dava düşsün” diye bir çıkış yolu da yoktur; kovuşturma kamu düzenine ilişkindir. Mağdur tarafında ise manevi tazminat hakkı gibi ciddi bir talep kapısı açık bekler.

Bu rehberde TCK 109’un kapsamını, ceza miktarlarını, Yargıtay’ın çizdiği sınırları ve mağdur ile sanık tarafın izleyeceği yolu 2026 itibarıyla yürürlükteki düzenlemeler üzerinden anlatıyoruz. Konusu ister mağdurluk ister sanıklık olsun, bu suçlama ile karşı karşıya olan herkesin süreci bir ceza avukatı eşliğinde yürütmesi kritik önem taşır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alan TCK maddesi 109’a göre, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişi, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılır. Suçun koruduğu hukuki değer, kişinin fiziksel hareket özgürlüğüdür: istediği yerde bulunma ve istediği anda oradan ayrılma hakkı.

Suçun oluşması için failin mağduru bir mekânda alıkoyması ya da gitmek istediği yere gitmesine engel olması yeterlidir. Kapıyı kilitlemek, araca bindirip kaçmasını engellemek, kimlik veya telefonunu alarak uzaklaşmasını imkânsız hâle getirmek, tehditle odada tutmak tipik örneklerdir. Öğreti ve yargı kararlarında vurgulanan nokta şudur: fiil ne kadar kısa sürerse sürsün, mağdurun ayrılma iradesi ortadan kalkmışsa suç tamamlanmış sayılır. Ayrıca suç, kesintili bir suçtur; alıkoyma sürdüğü sürece her an yeniden işlenmeye devam eder ve nihai hareketin yapıldığı yerde zamanaşımı işlemeye başlar.

Bir davranışın bu suçu oluşturabilmesi için hukuka aykırılık unsurunun bulunması gerekir. Örneğin velinin çocuğunu koruma amacıyla makul ölçüler içinde bir yere gitmesine geçici olarak engel olması, hukuka uygunluk nedeni olarak değerlendirilebilecek hallerdendir. Ancak koruma amacı bile, alınan tedbirin orantısız olduğu durumlarda faili kurtarmaz; her olay kendi somut koşulları içinde değerlendirilir.

TCK 109’da ceza miktarları nasıl belirlenir?

Ceza tayininde önce suçun temel hâli mi, nitelikli hâli mi olduğu belirlenir; ardından ceza alt ve üst sınırları uygulanır. Kanun metninden hareketle tablo şu şekilde özetlenebilir:

Suçun şekli Ceza aralığı
Temel hâl (bir kimseyi gitme/kalma hürriyetinden yoksun bırakma) 1 yıldan 5 yıla kadar hapis
Cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesi 2 yıldan 7 yıla kadar hapis
Nitelikli hâl (ör. eşe veya çocuğa karşı) Temel cezanın bir kat artırılması (2 yıldan 10 yıla kadar)
Nitelikli hâl + cebir/tehdit/hile 4 yıldan 14 yıla kadar hapis
Cinsel amaçla işlenmesi Uygulanacak cezanın yarı oranında artırılması

Nitelikli hâller kanunda sınırlı olarak sayılmıştır: suçun silahla işlenmesi, birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, mağdurun yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi, üstsoy, altsoy veya eşe karşı işlenmesi ile çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi. Ayrıca suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde, hapis cezasına ek olarak bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Fiilin cinsel amaçla işlenmesi hâlinde ise yukarıdaki fıkralara göre belirlenen cezalar yarı oranında artırılır.

Suçun işlenmesi amacıyla veya işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ek olarak kasten yaralama hükümleri de ayrıca uygulanır. Yani yaralamalı alıkoyma olaylarında sanık iki ayrı suçtan yargılanabilir.

Cebir, tehdit veya hile kullanarak alıkoyma

TCK 109’un ikinci fıkrasına göre kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. Bu fıkranın pratikteki anlamı büyüktür: sırf alıkoyma eylemiyle sınırlı kalan olaylarla, mağdurun iradesi zorlanarak ya da kandırılarak alıkonulduğu olaylar arasında belirgin bir ceza farkı vardır.

Cebir, fiziksel güç kullanımıdır; kolundan tutup götürmek, iterek odaya kapatmak gibi. Tehdit, kötü bir sonuçla korkutmadır; “kapıdan çıkarsan seni öldürürüm” sözü alıkoymayı sürdüren araç hâline gelmiştir. Hile ise yanıltmadır; mağduru sahte bir gerekçeyle bir yere çekmek veya gitmesine engel olacak yalanlar söylemek bu kapsamdadır. Yargısal uygulamada hile unsurunun en sık tartışıldığı dosyalardan biri, mağdurun sahte bir vaatle belirli bir mekâda çağrılıp bir daha ayrılmasına izin verilmemesidir.

Cinsel amaçla işlenmesi ve Yargıtay’ın yaklaşımı

Kanunun beşinci fıkrası, suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde cezalarda yarı oranında artırım öngörür. Yargıtay bu bağlamda önemli bir ilkeyi netleştirmiştir: cinsel istismar olayına eşlik eden alıkoyma eylemi, cinsel suçun içinde eriyip kaybolmaz; bağımsız biçimde değerlendirilir.

Örneğin Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2021/17388 esas, 2024/1412 karar sayılı kararında; on iki yaşından küçük mağduru hile ile yanına çağıran ve burada cinsel istismarda bulunan sanığın eyleminin, çocuğun cinsel istismarı suçu ile sınırlı kalmadığı, mağdurun yanına gelmesini sağlamak amacıyla işlenen alıkoyma davranışının ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu kabul edilerek beraat hükmü hukuka aykırı bulunmuştur. Karardan çıkarılabilecek sonuç şudur: mağduru belirli bir yerde tutmaya yönelik her davranış, cinsel suçla birlikte ayrı bir suç değerlendirmesine tabi tutulur.

Mağdurun rızası faili kurtarır mı?

Uygulamada en sık ileri sürülen savunma “yanında kalması için rızası vardı” şeklindedir. Bu savunma, mağdur reşit ve iradesi serbestse ve alıkoyma diye değerlendirilebilecek bir zorlama yoksa, somut olaya göre tartışılabilir. Ancak mağdur reşit değilse tablo tamamen değişir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2021/18766 esas, 2024/264 karar sayılı kararında; sanığın on beş yaşından küçük kız arkadaşını “rızasıyla” yanında tuttuğu iddiasına karşılık, mahkemece beraat yerine mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiş ve bölge adliye mahkemesince verilen erteli hapis cezasına ilişkin hüküm onanmıştır. Kararın mesajı açıktır: on sekiz yaşını doldurmamış bir kişinin bu tür bir ilişkiye ya da birlikte yaşamaya rızası hukuken geçerli değildir; velilerin rızası da fail hakkında bir hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Benzer biçimde eşe karşı işlenen fiillerde evlilik bağı bir savunma değildir; eş, “eşi tarafından” işlenme nedeniyle nitelikli hâl hükmünün doğrudan muhatabıdır.

Etkin pişmanlık (TCK 110) ile ceza indirimi

Kanun koyucu, mağdurun bir an önce özgürlüğüne kavuşması için faili ödüllendiren bir düzenlemeye yer vermiştir. TCK maddesi 110’a göre, bu suçu işleyen kişi; soruşturmaya başlanmadan önce, mağdurun şahsına zarar vermeden onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakırsa, cezasının üçte ikisine kadarı indirilir.

İndirimin koşulları dardır ve eksiksiz gerçekleşmelidir: geçmiş olmamak üzere henüz soruşturma başlamamış olmalı, mağdur bırakılırken zarar verilmemeli, bırakılan yer güvenli bir yer olmalı ve serbest bırakma failin kendi iradesiyle, kendiliğinden gerçekleşmelidir. Polisin baskını ya da mağdurun kaçması sonucu sona eren alıkoymalarda bu indirimden söz edilemez. Sanık tarafı için sürecin en kritik kararı genellikle ilk saatlerde verilir; erken ve doğru bir serbest bırakma, ceza miktarını ciddi biçimde azaltabilir.

Soruşturma nasıl yürür? Uzlaşma ve şikâyet konusu

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, şikâyete bağlı suçlardan değildir; Cumhuriyet Savcılığı tarafından re’sen soruşturulur. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi soruşturmayı sonlandırmaz. Aynı şekilde suç, CMK’nın uzlaştırma hükümlerinde sayılan suçlar arasında yer almaz; dolayısıyla uzlaştırma bürosu üzerinden anlaşma yolu kapalıdır. Taraflar arasındaki barışma, yalnızca cezanın bireyselleştirilmesi aşamasında hâkimin takdirinde değer taşıyabilir.

İstanbul’da yaşanan olaylarda süreç tipik olarak şu şekilde işler: mağdur veya yakınları en yakın polis merkezine başvurur ya da doğrudan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade verir; ifadenin ardından güvenlik kamerası kayıtları, mesajlaşma kayıtları, tanık beyanları ve gerekiyorsa sağlık raporu toplanır. Mağdurun güvenliğinin ciddi biçimde risk altında olduğu dosyalarda fail hakkında adli kontrol veya tutuklama talebi gündeme gelir. Suçun kesintili niteliği nedeniyle zamanaşımı, her bir hareket için ayrı ayrı ve fiilin sona erdiği tarihte işlemeye başlar; dava zamanaşımı süresi ise fiilin ceza üst sınırına göre değişir.

Mağdurun tazminat hakları

Ceza yargılaması yalnızca failin cezalandırılmasıyla sonuçlanmaz; mağdur için ayrı bir kapı daha açılır. Alıkoyma olayının mağdurda yaratmış olduğu korku, üzüntü ve manevi sıkıntı nedeniyle manevi tazminat davası açılabilir. Olay sırasında mağdurun eşyasının zarar görmesi, tedavi giderleri ortaya çıkması veya çalışamadığı için gelir kaybı yaşanması hâllerinde ise maddi tazminat talebi gündeme gelir.

Tazminat davası, ceza davasından bağımsız olarak açılabilir; ancak ceza mahkemesindeki mahkûmiyet kararı, tazminat davasındaki ispat yükünü önemli ölçüde hafifletir. Ceza yargılamasının uzadığı dosyalarda mağdur, tazminat davasını ceza dosyasının sonucunu beklemeden de açabilir. Manevi tazminatın miktarı, olayın süresine, işleniş biçimine, nitelikli hâllerin varlığına ve mağdurun kişisel koşullarına göre belirlenir; dava, olayın öğrenilmesinden itibaren belirli yasal süreler içinde ve her hâlde zamanaşımı kurallarına tabi olarak açılmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cezası kaç yıldır?

Temel hâlde bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Fiilin cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesi hâlinde ceza iki yıldan yedi yıla kadar yükselir. Silahla, birden fazla kişi tarafından, üstsoy, altsoy veya eşe karşı ya da çocuğa karşı işlenmesi gibi nitelikli hâllerde ceza bir kat artırılır; cinsel amaçla işlenmesinde ise uygulanacak ceza yarı oranında artırılır. Hâkim, cezayı kişiselleştirirken failin kusurunu, mağdurun özelliklerini ve olayın işleniş biçimini dikkate alır.

Birkaç saat alıkoymak suç oluşturur mu?

Evet, oluşturabilir. Suç açısından kanunda bir süre şartı yoktur; mağdurun ayrılma iradesi ortadan kaldırıldığı anda suç tamamlanır. Uygulamada bir odaya kilitlenerek birkaç saat tutulan, telefonu alınıp uzaklaşması engellenen ya da araç içinde kaçması önlenen kişilerin şikâyetleri mahkemelerce kabul edilmektedir. Sürenin kısa olması cezayı ortadan kaldırmaz; yalnızca cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecek bir husustur. Kısa süreli olayların ispatında kamera kayıtları ve mesajlaşmalar belirleyici deliller arasında yer alır.

Bu suç uzlaşma kapsamında mıdır, şikâyete tabi midir?

Hayır, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu uzlaştırma kapsamında değildir ve şikâyete bağlı bir suç da değildir. Suç işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcılığı, mağdurun talebi olmasa bile re’sen soruşturma başlatır. Fail ile mağdurun anlaşması veya barışması davanın düşmesini sağlamaz. Uzlaştırma girişimi yapılmayan bu dosyalarda savunma, olayın hukuken suç oluşturup oluşturmadığı ve hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı üzerinden yürütülür.

Mağdur “kalmak istedi” derse fail ceza alır mı?

Mağdur reşit değilse, beyanı ne olursa olsun fail için bir kurtuluş değildir. On sekiz yaşından küçüklerin böyle bir olaya rızası hukuken geçerli sayılmaz; Yargıtay da bu yönde kararlar vermektedir. Reşit mağdurlarda ise rızanın gerçek ve iradeyi sakatlamayan nitelikte olması gerekir; tehdit, korkutma veya yanıltma altında verilen rıza geçersizdir. Ayrıca alıkoyma sırasında telefon veya kimliğin alınması gibi ayrılma imkânını ortadan kaldıran davranışlar varsa, mağdurun gitmek istemediğine dair beyanı tek başına hukuka uygunluk sağlamaz.

Etkin pişmanlık indirimi hangi şartlarda uygulanır?

Fail, soruşturma başlamadan önce mağdura zarar vermeden onu güvenli bir yerde kendi iradesiyle serbest bırakırsa cezasının üçte ikisine kadarı indirilir. İndirimin uygulanması için serbest bırakmanın soruşturma öncesinde gerçekleşmesi, mağdurun sağ salim ve güvenli bir konumda bırakılması zorunludur. Kolluk baskınıyla ya da mağdurun kendi çabasıyla sona eren olaylarda bu indirim uygulanmaz. Şartların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği, savcılık ve mahkeme aşamasında titizlikle incelenir.

Mağdur ayrıca tazminat davası açabilir mi?

Evet. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun mağduru, yaşadığı üzüntü ve korku nedeniyle manevi tazminat; uğradığı maddi kayıplar için de maddi tazminat davası açabilir. Tazminat davası ceza davasından bağımsızdır ve ceza dosyasının sonucunu beklemeden açılabilir. Ceza mahkemesindeki mahkûmiyet kararı tazminat davasında güçlü bir delil oluşturur. Taleplerin miktarı olayın süresi, işleniş şekli ve mağdurun koşulları gözetilerek belirlenir ve süreye tabi olduğu için hak kaybı yaşanmaması için zamanında başvuru gerekir.

Konunuza özel değerlendirme için: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu hem mağdur hem sanık taraf için ciddi sonuçları olan, delillerin ilk saatlerde belirlendiği bir suçtur. İfade vermeden önce dosyanızı bir ceza avukatıyla değerlendirmeniz, sürecin seyrini kökten etkileyebilir. İstanbul merkezli büromuzda hem şikâyet sürecinin yürütülmesi hem de savunma hazırlığı konusunda destek almak için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

By |2026-10-06T18:13:55+03:00Ekim 6th, 2026|Ceza Hukuku|0 Comments

About the Author:

Leave A Comment