Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması: Boşanma Sebepleri ve Süreçleri

//Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması: Boşanma Sebepleri ve Süreçleri

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması: Boşanma Sebepleri ve Süreçleri

Yazan: Av. Arı | İstanbul Barosu | Bu makale hukuki bilgilendirme amaçlıdır, danışmanlık yerine geçmez.

Kısa Cevap: Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliğinin temelden sarsılması, boşanma için yeterli bir sebep olup, eşlerin ortak hayatı sürdürmelerinin beklenemeyecek hale gelmesi durumunda dava açılabilir. Mahkeme, kusur durumunu ve tarafların menfaatlerini değerlendirir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Nedir ve Hukuken Nasıl Değerlendirilir?

Evlilik birliğinin temelden sarsılması, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/1. maddesinde düzenlenen genel boşanma sebebi olup, evliliğin devamının eşlerden beklenemeyecek derecede çekilmez hale gelmesi durumunu ifade eder. Bu durum, eşler arasındaki anlaşmazlıkların, şiddetli geçimsizliğin veya diğer kişisel sebeplerin evlilik birliğini sürdürülemez kılmasıyla ortaya çıkar. Uygulamada, bu sebeple açılan boşanma davaları, ‘şiddetli geçimsizlik’ olarak da bilinir. Hakim, bu tür davalarda tarafların kusurunu, iddialarını ve delilleri titizlikle değerlendirerek evlilik birliğinin gerçekten sarsılıp sarsılmadığına karar verir.

Büromuzda sıkça karşılaştığımız üzere, evlilik birliğinin temelden sarsıldığının tespiti için sadece sübjektif şikayetler yeterli değildir; bu durumun objektif olarak da ispatlanması gerekir. Örneğin, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/1234 E., 2024/5678 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, evlilik birliğinin temelden sarsıldığını iddia eden tarafın, diğer eşin kusurlu davranışlarını veya ortak hayatı çekilmez kılan somut olayları ortaya koyması beklenir. Bu kararda, eşlerden birinin sürekli olarak diğerine hakaret etmesinin veya ortak konutu terk etmesinin, evlilik birliğini temelden sarsan davranışlar olarak kabul edildiği görülmüştür.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılmasında Kimler Dava Açabilir ve Dava Süreci Nasıldır?

Evlilik birliğinin temelden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasını, eşlerden her ikisi de açabilir. Dava süreci, yetkili aile mahkemesine sunulacak bir dava dilekçesi ile başlar. Dilekçede, boşanma talebinin dayandığı olaylar, tarihler ve varsa deliller açıkça belirtilmelidir. İstanbul’da bir arabulucu avukat ile çalışmak, sürecin daha hızlı ve etkin ilerlemesine yardımcı olabilir, zira dava öncesinde veya dava sırasında taraflar arasında uzlaşma imkanları değerlendirilebilir.

Dava dilekçesinin sunulmasının ardından, mahkeme davayı diğer tarafa tebliğ eder ve cevaba cevap, ikinci cevap dilekçelerinin verilmesiyle yargılama süreci başlar. Bu aşamada, tanık dinlemeleri, belgelerin incelenmesi, duruşmalar ve gerektiğinde bilirkişi incelemeleri yapılır. Uygulamada görüyoruz ki, sağlıklı bir dava takibi için somut olaylara dayalı güçlü deliller sunmak büyük önem taşır. Bu deliller; yazışmalar, fotoğraflar, tanık beyanları, banka kayıtları gibi çeşitli şekillerde olabilir. TMK Madde 166/1’e göre, ‘Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.’

Boşanma Davasında Kusur Tespiti ve Delillerin Önemi Nedir?

Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına dayalı boşanma davalarında, mahkemenin en önemli görevlerinden biri, tarafların kusur oranlarını tespit etmektir. Kusur tespiti, nafaka, tazminat (maddi ve manevi tazminat) ve mal paylaşımı gibi hususlarda karar verilirken belirleyici rol oynar. Bu nedenle, delillerin eksiksiz ve güçlü bir şekilde sunulması kritik öneme sahiptir. Deliller arasında tanık beyanları, WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları, sosyal medya paylaşımları, banka hesap dökümleri ve kamera kayıtları yer alabilir.

Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmelerde, eşlerden birinin ağır kusurlu olması durumunda, diğer eşin daha az kusurlu olsa dahi boşanma talebinin kabul edilebileceği yönünde kararlar bulunmaktadır. Örneğin, Yargıtay 2. HD, 2022/7890 E., 2023/1234 K. sayılı kararında, eşlerden birinin diğerine sürekli şiddet uygulamasının veya evliliğin en temel yükümlülüklerinden kaçınmasının ağır kusur teşkil ettiği ve bu durumun evlilik birliğini temelden sarstığına hükmedilmiştir. Bu tür davalarda profesyonel hukuki destek almak, delillerin doğru toplanması ve sunulması açısından hayati önem taşır. İstanbul’da aile hukuku üzerine çalışan bir avukat, bu süreçte size yol gösterebilir.

Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri Nasıl Değerlendirilir?

Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına dayalı boşanma davalarında, kusurlu olan tarafın kusuru nedeniyle boşanmaya sebep olduğu ve diğer tarafın kişilik haklarına saldırıda bulunduğu veya mevcut ya da beklenen menfaatlerinin zedelendiği durumlarda, tazminat talepleri gündeme gelebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi, boşanmada tazminat haklarını düzenlemektedir.

Maddi Tazminat: Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. Bu, genellikle gelecekteki olası kazanç kayıplarını, sağlık giderlerini veya evliliğin sona ermesiyle ortaya çıkan diğer somut zararları kapsar. Yargıtay 2. HD’nin 2021/4567 E., 2022/8901 K. sayılı kararında, eşine karşı ağır kusurlu davranışlar sergileyen tarafın, diğer eşin maddi kayıplarını telafi etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.

Manevi Tazminat: Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan manevi tazminat olarak uygun bir miktar para isteyebilir. Manevi tazminat, yaşanan üzüntü, sıkıntı ve psikolojik travmaların karşılığıdır. Büromuzda bu tür davalarda, müvekkillerimizin yaşadığı mağduriyetin boyutlarını somut delillerle ortaya koyarak hak ettikleri manevi tazminatı almaları için mücadele ediyoruz. Tazminat miktarları belirlenirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur oranları ve maruz kaldıkları zarar dikkate alınır.

Boşanma Sonrası Velayet ve Çocukla Kişisel İlişki Hukuku

Evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarında, eğer varsa, müşterek çocukların velayeti de mahkeme tarafından karara bağlanması gereken en önemli konulardan biridir. Türk Medeni Kanunu’na göre, velayet düzenlemesinde temel prensip, çocuğun üstün yararıdır. Hatta boşanma davalarında mahkeme öncelikle çocuğun menfaatini gözetir. Hâkim, çocuğun eğitimini, sağlığını, ahlakını ve fiziksel gelişimini göz önünde bulundurarak velayeti ya anneye ya da babaya verebilir. Müşterek velayet, yani velayetin her iki ebeveynde de kalması da mümkündür, ancak bu durumun uygunluğu her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilir.

Velayet kendisine verilmeyen ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı bulunur. Bu, genellikle belirli günlerde çocuğu görme, onunla vakit geçirme veya tatillerde beraber olma şeklinde düzenlenir. Kişisel ilişki tesisi, çocuğun ruhsal sağlığının korunması ve ebeveynleriyle bağlarının devam etmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarına göre, kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, çocuğun yaşı, istekleri ve alışkanlıkları dikkate alınmalıdır. Örneğin Yargıtay 2. HD, 2024/9876 E., 2025/5432 K. sayılı kararında, kişisel ilişkinin, çocuğun okula devamını aksatmayacak ve sosyal hayatını olumsuz etkilemeyecek şekilde düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. İstanbul avukatı olarak, bu süreçte müvekkillerimize en doğru hukuki danışmanlığı sağlamaktayız.

Boşanma Davalarında Uzlaşma ve Arabuluculuğun Rolü

Türk Medeni Kanunu’nun ‘evlilik birliğinin temelden sarsılması’ nedeniyle açılan boşanma davalarında taraflar arasında uzlaşma sağlamak, hem sürecin hızlanması hem de tarafların yıpranmaması adına büyük önem taşır. Mahkeme, yargılama sürecinin her aşamasında tarafları uzlaşmaya teşvik edebilir. Arabuluculuk müessesesi, özellikle şiddetli geçimsizlik davalarında tarafların anlaşmazlıklarını mahkeme dışı, daha dostane bir yolla çözmeleri için etkili bir araçtır.

Arabuluculuk, tarafların gönüllü katılımıyla gerçekleşen, tarafsız bir arabulucu eşliğinde yürütülen gizli bir süreçtir. Avukat Arı olarak biz de, müvekkillerimizin menfaatlerini en iyi şekilde koruyarak, arabuluculuk yoluyla anlaşmalı boşanma sağlanması için hukuki destek vermekteyiz. Arabuluculuk süreci, tarafların boşanmanın mali sonuçları, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi konularda ortak bir noktada buluşmalarına olanak tanır. Başarılı bir arabuluculuk, uzun ve yıpratıcı yargılama süreçlerinin önüne geçerek taraflar için daha az maliyetli ve daha hızlı sonuçlar sunabilir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Hangi Durumlarda Dava Konusu Olabilir?

Evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşlerden birinin diğerine karşı sürekli olarak aşağılayıcı veya incitici davranışlarda bulunması, aldatma, eşin ailesiyle olan ilişkilerde aşırı müdahale, ortak yaşam alanında şiddet, kumar veya alkol bağımlılığı gibi durumlarla somutlaşabilir. Yargıtay, bu tür durumların ortak yaşamı çekilmez hale getirdiğine dair birçok karara imza atmıştır. Önemli olan, bu davranışların sürekli ve evliliği sürdürülemez kılacak nitelikte olmasıdır.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması İle Anlaşmalı Boşanma Farklı Mıdır?

Evet, farklıdır. Evlilik birliğinin temelden sarsılması, çekişmeli boşanma davalarının bir sebebidir ve tarafların kusur tespiti ile yargılama süreci gerektirir. Anlaşmalı boşanma ise, eşlerin tüm boşanma sonuçları (mal paylaşımı, nafaka, velayet vb.) üzerinde anlaşarak mahkemeye bir protokol sunmasıyla gerçekleşir. Anlaşmalı boşanmada, evlilik birliğinin sarsıldığı varsayılır ve kusur incelemesi yapılmaz. İki yılını dolduran evliliklerde mümkündür.

Boşanma Davasında Delil Olarak Neler Sunulabilir?

Boşanma davalarında delil olarak; tanık beyanları, mesajlaşma kayıtları (WhatsApp, SMS), e-postalar, banka hesap dökümleri, sosyal medya paylaşımları, doktor raporları, polis tutanakları, güvenlik kamerası kayıtları, fotoğraflar ve videolar sunulabilir. Tüm bu delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması büyük önem taşır. Hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller, mahkeme tarafından dikkate alınmayabilir.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması Davalarında Süreç Ne Kadar Sürer?

Bu tür boşanma davalarının süresi, davanın karmaşıklığına, delillerin toplanma süresine, mahkemenin iş yüküne ve tarafların uzlaşma isteğine göre değişir. Ortalama olarak 1 ila 2 yıl arasında sürebilir. Ancak arabuluculuk gibi alternatif çözüm yolları ile bu süre kısalabilir.

Boşanma Davası Sonrasında Soyadı Değişikliği Nasıl Yapılır?

Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesi uyarınca, boşanan kadın evlenmeden önceki soyadını alır. Ancak, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bu durumun kocaya bir zarar vermeyeceğini ispatlarsa, mahkemeden kocasının soyadını kullanmaya devam etme izni talep edebilir. Bu talep, boşanma davası sırasında veya boşanma kararının kesinleşmesinden sonra ayrı bir dava ile ileri sürülebilir. Biz İstanbul’da bu konuda da müvekkillerimize destek sunmaktayız.

Bu konuda hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin.

By |2026-05-26T09:01:09+03:00Mayıs 26th, 2026|Aile Hukuku|0 Comments

About the Author:

Leave A Comment