Aidat Borcundan Ev Sahibi mi Kiracı mı Sorumlu? 2026

//Aidat Borcundan Ev Sahibi mi Kiracı mı Sorumlu? 2026

Aidat Borcundan Ev Sahibi mi Kiracı mı Sorumlu? 2026

Kısa Cevap: Aidat borcundan kural olarak kat maliki yani ev sahibi sorumludur; ancak kiracı da Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22 gereği, ödemekle yükümlü olduğu kira miktarıyla sınırlı olmak üzere yönetim karşısında müteselsilen sorumlu tutulabilir. Yani site yönetimi bazı durumlarda kiracıya da başvurabilir; fakat borcun tamamını her koşulda kiracıya yüklemek hukuken doğru değildir.

Yazan: Av. Arı | İstanbul Barosu | Bu makale hukuki bilgilendirme amaçlıdır, danışmanlık yerine geçmez.

Aidat borcundan ev sahibi mi kiracı mı sorumlu sorusu, özellikle büyük sitelerde ve İstanbul’daki yoğun kiralık konut piyasasında en sık tartışılan gayrimenkul hukuku başlıklarından biridir. Uygulamada çoğu kişi aidatı kimin ödemesi gerektiğini kira sözleşmesindeki tek bir maddeyle çözdüğünü düşünür. Oysa yönetim, malik ve kiracı arasındaki ilişki sadece sözleşmeye değil; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre değerlendirilir.

Problem genellikle şu şekilde ortaya çıkar: Yönetim aidatı tahsil edemez, malik “kiracı ödeyecekti” der, kiracı ise “benim borcum bu kadar değil” diyerek itiraz eder. Agitation aşaması burada başlar; gecikme tazminatı işler, icra takibi gündeme gelir, komşuluk ilişkileri bozulur ve küçük görünen bir aidat meselesi kısa sürede ciddi bir uyuşmazlığa dönüşür. Büromuzda sıkça karşılaştığımız dosyalarda, yalnızca yanlış bilinen bir aidat kuralı sebebiyle tarafların hem zaman hem para kaybettiğini görüyoruz.

Çözüm ise nettir: Önce asıl borçlunun kim olduğunu, sonra kiracının hangi sınır içinde sorumlu tutulabileceğini, en sonunda da yönetimin kime ve nasıl başvurabileceğini doğru tespit etmek gerekir. Özellikle bir İstanbul avukat veya İstanbul gayrimenkul avukatı desteği alınırken, sorumluluğun kat mülkiyeti hukukundan mı yoksa sadece kira sözleşmesinden mi doğduğu ayrıştırılmalıdır.

Aidat borcundan asıl olarak ev sahibi sorumludur.

Evet, aidat borcundan asıl sorumlu kişi kural olarak kat malikidir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 20 uyarınca kat maliklerinden her biri, ana taşınmazın ortak giderlerine ve avans payına katılmakla yükümlüdür. Bu hüküm; kapıcı, bahçıvan, güvenlik, asansör, temizlik, sigorta, bakım, koruma ve işletme giderleri gibi kalemlerin hangi esaslarla paylaşılacağını düzenler.

Bu nedenle yönetim açısından ilk ve temel borçlu çoğu durumda maliktir. Malikin kendi kiracısıyla arasında yaptığı özel anlaşma, yönetimin hakkını ortadan kaldırmaz. Malik, “Ben daireyi kiraya verdim, aidattan artık sorumlu değilim” diyemez. Uygulamada görüyoruz ki özellikle yatırım amacıyla alınmış dairelerde bu yanlış kabul yüzünden icra takipleri doğrudan malik aleyhine kesinleşebilmektedir.

Bu noktada TMK m. 683’te düzenlenen mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak, taşınmaz üzerindeki hakların kullanımı kadar taşınmazdan doğan yasal külfetlerin de malike ait olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca TMK m. 2’deki dürüstlük kuralı gereği, ortak yaşamın sürdürülebilmesi için zorunlu giderlerden sırf kiracı oturuyor diye kaçınmak çoğu zaman hukuken korunmaz.

Kiracı da bazı durumlarda yönetime karşı sorumlu olabilir.

Evet, kiracı tamamen sorumsuz değildir. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22 açık biçimde, kat malikinin m. 20 uyarınca payına düşen gider ve avans borcundan, bağımsız bölümde kira akdine veya başka bir sebebe dayanarak devamlı şekilde faydalananların da müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu söyler. Bu nedenle site yönetimi, uygun şartlar varsa kiracıya da yönelebilir.

Ancak burada çok önemli bir sınır vardır: Kiracının sorumluluğu, ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlıdır ve yaptığı ödeme kira borcundan düşülür. Yani yönetim, kiracıdan teorik olarak her kalemi sınırsız şekilde isteyemez. Bu ayrım, uygulamada en çok gözden kaçan noktadır.

Yargıtay 20. HD, 2017/1981 E., 2017/3785 K. sayılı kararında da bu ilkeyi açık biçimde vurgulamıştır. Kararda, ortak gider ve aidat borcundan kural olarak kat malikinin sorumlu olduğu; kiracının ise malik ile birlikte, kira miktarı kadar her ay için müteselsil sorumlu bulunduğu kabul edilmiştir. Bu içtihat, yönetimin doğrudan sadece kiracıya yüklenemeyeceğini ama kiracının da tümüyle dışarıda kalamayacağını göstermektedir.

Büromuzda sıkça karşılaştığımız itirazlardan biri şudur: “Kira sözleşmesinde aidat bana yazmıyor, o yüzden hiç sorumlu değilim.” Oysa yönetimle kiracı arasındaki sorumluluk sadece sözleşmeden değil, doğrudan kanundan da doğabilir. Sözleşme, malik ile kiracı arasındaki iç ilişkiyi etkiler; yönetimin kanundan kaynaklanan haklarını her zaman ortadan kaldırmaz.

Kiracının sorumluluğu sınırsız değildir; kira tutarıyla sınırlıdır.

Evet, kiracının sorumluluğu sınırsız değildir ve bu sınır çoğu uyuşmazlığın kaderini belirler. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22 uyarınca kiracının sorumluluğu, ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlı tutulmuştur. Bu hüküm, kiracının yönetim karşısında tamamen malik yerine geçmesini engelleyen önemli bir güvencedir.

Örneğin aylık kira bedeli 25.000 TL olan bir taşınmazda, yönetimin kiracıya yöneleceği talep bu sınır dikkate alınmadan değerlendirilemez. Elbette somut dosyada hangi dönemin kira bedelinin esas alınacağı, ödeme yapılıp yapılmadığı, kiracılık sıfatının devam edip etmediği ve borcun hangi aylara ait olduğu ayrıca incelenmelidir.

Yine önemli bir içtihat olarak Yargıtay 18. HD, 2009/10609 E., 2010/3946 K. sayılı kararında, takibin yapıldığı tarihte bağımsız bölümü tahliye etmiş kişi hakkında Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22 hükmünün, geçmiş döneme ait ortak giderler yönünden dahi uygulanamayacağını belirtmiştir. Bu kararın pratik sonucu şudur: Kiracı taşınmazı boşaltmışsa, yönetimin artık eski kiracıya dayanarak sınırsız takip yürütmesi mümkün olmayabilir.

Bu yüzden “Kiracı çıktı ama eski aidatları ondan toplarız” yaklaşımı her dosyada doğru değildir. Uygulamada görüyoruz ki tahliye tarihi, anahtar teslimi, abonelik kapanışları ve yerleşim durumu, sorumluluğun devam edip etmediği bakımından kritik delillerdir.

Ev sahibi aidat borcunu kiracıya tamamen yükleyemez.

Hayır, ev sahibi aidat borcunu yönetim bakımından tek taraflı olarak tamamen kiracıya devredemez. Malik ile kiracı arasında yapılan kira sözleşmesine “tüm aidatlar kiracıya aittir” şeklinde bir madde konulabilir; ancak bu düzenleme yönetimin yasal haklarını ortadan kaldırmaz ve maliki tamamen borçtan kurtarmaz.

Türk Borçlar Kanunu m. 314, kiracının kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri ödeme borcunu düzenler. TBK m. 315 ise kiracının muaccel kira bedelini veya yan gideri ödemezse yazılı süre verilerek temerrüde düşürülebileceğini belirtir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında bu süre en az otuz gündür. Buna karşılık TBK m. 346, kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka ödeme yükümlülüğü getirilemeyeceğini hükme bağlar.

Buradaki kritik ayrım şudur: Her aidat kalemi otomatik olarak kiracının iç ilişkide ödemesi gereken yan gider sayılmayabilir. Özellikle esaslı onarım niteliğindeki, yapının ana unsurlarına ilişkin ve malik lehine kalıcı değer yaratan bazı kalemlerde, kira sözleşmesine rağmen yükün kimde olduğu ayrıca tartışılır. Dolayısıyla ev sahibinin “Yönetim ne çıkarırsa kiracı öder” yaklaşımı hukuken risksiz değildir.

Uygulamada özellikle site içi büyük yenileme, cephe mantolama, ana tesisat değişimi veya yüksek demirbaş katkısı taleplerinde uyuşmazlık çıkmaktadır. Bu gibi dosyalarda sadece aidat makbuzuna bakmak yetmez; giderin hukuki niteliği incelenmelidir. Bir İstanbul gayrimenkul avukatı desteği burada çoğu zaman gereksiz ödeme yapılmasını önler.

Aidat ödenmezse yönetim icra takibi başlatabilir.

Evet, aidat ödenmezse yönetim dava açabilir ve icra takibi başlatabilir. Kat Mülkiyeti Kanunu m. 35 yöneticinin görevleri arasında ortak gider paralarını toplama ve kat mülkiyetinden doğan borçlarını yerine getirmeyenler hakkında gerekli işlemleri yapma yetkisini düzenler. Aynı sistematik içinde KMK m. 20/2 de gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında dava ve icra takibi yolunu açık tutar.

Bu noktada sorun çoğu zaman şuradan çıkar: Yönetim kimi takip edecek, borcu nasıl hesaplayacak ve hangi belgelere dayanacak? İşletme projesi, kat malikleri kurulu kararları, aidat çizelgeleri, ödeme makbuzları, yönetim planı ve hesap dökümleri en temel delillerdir. Yargıtay 18. HD, 2012/1502 E., 2012/3621 K. sayılı kararında, ortak gider alacaklarının her türlü delille ispat edilebileceğini kabul ederek uygulamada ispatı kolaylaştıran önemli bir içtihat ortaya koymuştur.

Agitation kısmı burada büyür: Aidat birikirse aylık gecikme tazminatı, icra masrafı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri toplam borcu artırır. Taraflar çoğu zaman başlangıçta 10-20 bin liralık bir uyuşmazlığın kısa sürede çok daha yüksek maliyetlere ulaşacağını hesaba katmaz. Özellikle İstanbul’da büyük site yönetimlerinin profesyonel tahsilat politikaları sebebiyle borçlar hızla takibe dönüşebilmektedir.

Çözüm ise gecikmeden önce yazılı kayıtların kontrol edilmesi ve kimin hangi kalemden sorumlu olduğunun netleştirilmesidir. Malikin kiracıya rücu hakkı ayrı, yönetimin doğrudan takip yetkisi ayrıdır; bu iki ilişki birbirine karıştırılmamalıdır.

İstanbul’daki uyuşmazlıklarda görevli yol ve delil stratejisi önemlidir.

Evet, İstanbul’daki aidat uyuşmazlıklarında doğru mahkeme, doğru takip türü ve doğru delil stratejisi sonuca doğrudan etki eder. Kat mülkiyetinden kaynaklanan birçok uyuşmazlıkta Sulh Hukuk Mahkemesi görevli olur; icra takibi ise taşınmazın bulunduğu yer icra dairesinde gündeme gelebilir. Fakat somut olayın sadece aidat alacağı mı, yoksa kira sözleşmesinden doğan iç ilişki ve rücu tartışması mı içerdiği ayrıca değerlendirilmelidir.

Büromuzda sıkça karşılaştığımız bir hata, malikin yönetimle yaşadığı sorunu kiracıyla olan kira ilişkisi üzerinden çözmeye çalışmasıdır. Oysa yönetim tarafından açılan takipte savunma stratejisi ile malik-kiracı arasındaki rücu davasının stratejisi aynı değildir. Birinde Kat Mülkiyeti Kanunu eksenli değerlendirme yapılırken, diğerinde TBK hükümleri ve sözleşme maddeleri daha fazla önem kazanır.

Uygulamada görüyoruz ki ödeme dekontları, kira sözleşmesi, ek protokoller, taşınmazın tahliye tarihi, yönetim planı, kat malikleri kurulu karar defteri ve tebligat kayıtları son derece belirleyicidir. Özellikle eski kiracıya yöneltilen taleplerde tahliye tarihinin ve fiili kullanımın ispatı çok önemlidir. İstanbul avukat desteği alınırken dosyanın yalnızca “aidat borcu” gibi görünse bile, aslında kira, kat mülkiyeti ve icra hukuku kesişiminde olduğu unutulmamalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Kiracı aidatı ödemezse ev sahibi doğrudan tahliye isteyebilir mi?

Her zaman hayır. Önce kira sözleşmesinde aidatın kiracıya bırakılıp bırakılmadığı, aidatın hukuken yan gider niteliğinde olup olmadığı ve TBK m. 315 koşullarının oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında yazılı ihtar ve en az otuz günlük süre önem taşır. Üstelik yönetimin alacağı ile ev sahibinin tahliye hakkı aynı şey değildir; biri kat mülkiyeti ilişkisi, diğeri kira ilişkisi ekseninde değerlendirilir.

Site yönetimi hem kiracıya hem ev sahibine aynı anda takip yapabilir mi?

Uygun şartlar varsa evet, müteselsil sorumluluk çerçevesinde her ikisine de yönelebilir. Ancak kiracı yönünden sınır Kat Mülkiyeti Kanunu m. 22’deki kira miktarı sınırıdır. Yönetimin kime, hangi dönem ve hangi kalem için başvurduğu dosya bazında incelenmelidir. Burada ödeme yapan tarafın diğerine rücu hakkı da ayrıca gündeme gelebilir. Bu nedenle takip geldiğinde sadece “borçlu değilim” demek yerine dayanağın ayrıntılı kontrolü gerekir.

Kiracı taşınmazı boşalttıktan sonra eski aidatlardan sorumlu olur mu?

Her dosyada olmaz. Yargıtay 18. HD, 2009/10609 E., 2010/3946 K. sayılı kararında, takip tarihinde taşınmazı tahliye etmiş kişi hakkında KMK m. 22’nin uygulanamayacağını belirtmiştir. Bu yüzden tahliye tarihi, anahtar teslimi, yeni kiracının başlangıcı ve fiili kullanım durumu çok önemlidir. Uygulamada çoğu tartışma, kiracının ne zaman çıktığının tam ispat edilememesinden kaynaklanır.

Kira sözleşmesinde ‘tüm aidatlar kiracıya aittir’ yazıyorsa malik tamamen kurtulur mu?

Hayır, yönetim karşısında otomatik olarak kurtulmaz. Böyle bir madde, öncelikle malik ile kiracı arasındaki iç ilişkiyi düzenler. Yönetim ise kanundan doğan haklarını malike karşı ileri sürmeye devam edebilir. Sonrasında malik, uygun şartlar varsa kiracıya dönebilir. Özellikle esaslı onarım, demirbaş katkısı veya yapısal giderler söz konusu olduğunda, sözleşme maddesinin kapsamı ve geçerliliği ayrıca hukuki inceleme ister.

Aidat borcunda hangi belgeler dava veya icrada en önemlidir?

En önemli belgeler kira sözleşmesi, yönetim planı, kat malikleri kurulu kararları, işletme projesi, aidat çizelgesi, ödeme dekontları, ihtarnameler ve tahliye tarihini gösteren kayıtlardır. Yargıtay uygulaması, ortak gider alacaklarının her türlü delille ispatına imkan tanımaktadır; ancak düzenli ve tutarlı belge sunulması yine de belirleyicidir. Özellikle İstanbul’daki büyük sitelerde elektronik hesap dökümleri ve profesyonel yönetim kayıtları çoğu kez dosyanın merkezinde yer alır.

Sonuç olarak aidat borcunda tek cümlelik bir cevap çoğu zaman yeterli değildir: Asıl sorumlu malik olsa da kiracı da belirli sınırlar içinde sorumlu olabilir; fakat bu sorumluluk sınırsız değildir ve her aidat kalemi aynı hukuki rejime tabi değildir. Somut olayın doğru değerlendirilmesi, gereksiz ödeme yapılmaması ve hak kaybı yaşanmaması için profesyonel inceleme önem taşır.

Bu konuda hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin.

By |2026-07-08T13:03:11+03:00Temmuz 8th, 2026|Gayrimenkul Hukuku|0 Comments

About the Author:

Leave A Comment